Jojoba yağı, Simmondsia chinensis bitkisinin tohumlarından
elde edilen sıvı bir mumdur. Diğer sabit yağlardan farklı olarak, jojoba yağı
aslında bir yağ değil, sıvı bir mum esteridir. Bu özellik, ciltteki doğal yağ
üretimini dengelemeye yardımcı olur ve fazla yağ birikimini engeller.
Cildin doğal sebumu ile kimyasal olarak benzer yapısı
sayesinde, jojoba yağı cilt tarafından hızla emilir ve nem dengesini sağlar.
Yağlı ciltler için bile nemlendirici bir etki sunarak, ciltte fazla yağı
dengeleyebilir. Aynı zamanda antimikrobiyal özelliklere sahip olup, sivilceye
neden olan bakterilerin arındırılmasında destek sağlar. Bu, akneye eğilimli
ciltler için jojoba yağını oldukça faydalı hale getirir.
Jojoba yağının yatıştırıcı etkisi de cilt bakımında önemli
bir rol oynar. Ciltteki kızarıklık, tahriş veya iltihaplanmaları azaltan
anti-inflamatuar özellikleri sayesinde, cildin sakinleşmesine yardımcı olur.
Ayrıca, nemlendirici ve antioksidan özellikleri cildin yaşlanma belirtilerini
geciktirebilir, ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltabilir.
Bilimsel çalışmalar, jojoba yağının ciltle uyumunu
destekleyen önemli veriler sunmaktadır. 2005 yılında yapılan bir araştırma,
jojoba yağının sebum üretimini dengelediğini ve ciltteki iltihaplanmayı
azalttığını ortaya koymuştur (Jojoba Oil: A Review of Its Benefits, Journal
of Drugs in Dermatology). Bu, jojoba yağının cildin doğal yapısıyla uyumlu
olduğunu ve cilt sağlığını destekleyici özellikler taşıdığını kanıtlar
niteliktedir. Makaleyi incelemek isterseniz; https://www.minervamedica.it/en/journals/Ital-J-Dermatol-Venereol/article.php?cod=R23Y2013N06A0687 linkini kullanabilirsiniz.
Tütsü yakma ritüelleri, tarih boyunca farklı kültürlerde arınma, şifa ve ruhsal bağlantıyı güçlendirmek için kullanılmıştır. Günümüzde de evde veya meditasyon alanlarında yapılan tütsü yakma pratikleri, mekânın enerjisini temizlemek, zihni dinginleştirmek ve spiritüel çalışmaları desteklemek amacıyla tercih edilmektedir. Ancak tütsü yakarken kullanılan malzemeler, ritüelin etkisini büyük ölçüde belirler. Doğal bir yanma süreci için Hindistan cevizi kömürü, kimyasal içermeyen ve uzun süre yanan yapısıyla en iyi seçeneklerden biridir. Tütsüyü destekleyen bir diğer unsur ise kullanılan çanaktır. Bakır tütsü çanağı, yalnızca estetik bir obje değil, aynı zamanda enerjiyi ileten ve dengeleyen bir element olarak ritüelin gücünü artıran önemli bir araçtır.
Hindistan cevizi kömürü, tütsü yakımında sıkça tercih edilen doğal bir alternatiftir. Diğer kömür çeşitlerine kıyasla daha temiz yanar, dumanı hafiftir ve yanma süresi uzundur. Kullanımı oldukça basittir: Kömürü bir cımbız yardımıyla tutarak ateşe veya bir çakmağa yaklaştırın ve kenarlarının kor halinde kızarmasını bekleyin. Yeterince ısındığında, bakır tütsü çanağınıza yerleştirin ve üzerine tütsü karışımınızı serpin. Aromatik reçineler, kurutulmuş bitkiler ve doğal yağlar ekleyerek kişisel enerjinize uygun bir tütsü karışımı oluşturabilirsiniz. Örneğin, zihinsel netlik için üzerlik tohumu ve adaçayı, ruhsal bağlantı için günlük reçineleri, pozitif enerji için lavanta ve biberiye tercih edilebilir.
Bakır, eski uygarlıklardan bu yana kutsal kabul edilen ve enerjiyi ilettiğine inanılan bir elementtir. Antik Mısır, Hint ve Çin tıbbında, bakırın bedeni ve ruhu dengelediği düşünülmüş, hatta suyu arındırmak için kullanılmıştır. Tütsü ritüellerinde bakır çanağın tercih edilme sebebi, yüksek ısıya dayanıklı olması ve tütsünün enerjisini güçlendirmesidir. Bakır, ateşin enerjisini doğal olarak destekleyerek tütsülerin daha verimli yanmasını sağlar. Aynı zamanda içindeki tütsü karışımlarının frekansını yükselttiğine inanılır. Bu nedenle, tütsü yakarken bakır bir çanak kullanmak, ritüelin etkisini artırmanın yanı sıra, geleneksel bir bağ kurmanıza da yardımcı olur.
Kendi tütsü ritüelinizi oluştururken doğadan gelen malzemeleri seçmek, enerjinizi arındırmanın en doğal yoludur. Hindistan cevizi kömürüyle yakılan tütsüler, kimyasal içermediği için sağlığınıza zarar vermez ve doğal bir duman sunar. Bakır tütsü çanağıyla birlikte bu süreci daha anlamlı hale getirebilir, ritüelinizi eski geleneklere uygun şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Arınmak, yenilenmek ve enerjinizi yükseltmek için tütsü ritüelinizi bir meditasyon pratiğiyle destekleyebilir, her seans sonunda bir niyet belirleyerek tütsünüzü bilinçli bir şekilde kullanabilirsiniz. Unutmayın, tütsü yakmak sadece bir koku deneyimi değil, ruhsal bir yolculuğun kapısını aralayan güçlü bir ritüeldir.
Evimize aldığımız bitkileri sevmek için sayısız neden bulabiliriz. Bulunduğumuz ortamın havasını temizlemeleri ve stresi azaltmaları, dış mekân hissiyatını hayatımıza katmaları… Aklımıza ilk gelen olumlu etkileridir. Ancak bir diğer taraftan da tabiat anayla iç içe yaşamak için tasarlandıkları düşünülürse, bitkilerimize eğer iç alanda bakıyorsak, onlara iyi davranmaya özen göstermeliyiz. Bu iyi bakma kısmında ise en çok karıştırdığımız ve nasıl yapacağımızı bilemediğimiz konulardan biri de sulamak.
Bitkilerin beslenmesi için bir takım maddeleri havadan ve topraktan alabilmeleri gerekir. Bu beslenmenin en etkili elemanlarından biri de düzenli ve yeterli sulamadır. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, haftada bir bilmem kaçta bir gibi rivayetlere kanmayınız. Her bitki türünün ihtiyaçları farklı olabilirken bu ihtiyaçlar doğrultusunda sulama alışkanlıkları da şekilleniyor. Sulama mevsimlere göre değişken olmalıdır. Bitkilerin yaz aylarında duydukları su ihtiyacı ile kış aylarındaki su ihtiyacı bir olmuyor ne yazık ki. Bitkinin bulunduğu(yani yaşadığınız) iklim koşullarından, toprak seçimi ve evdeki konumu gibi durumlara göre sulama sıklığı da değişebiliyor. Sulama oldukça ciddi bir iştir. Bitkiniz fazla sulandığı zaman kök ve yapraklarında çürümeler meydana gelebilirken, yeteri kadar sulanmadığında ise dal ve yapraklar kuruyabileceği gibi köklerde de kırılmalar olabiliyor.
Dikkat etmemiz gereken unsurlardan bir diğeri de saksı seçimimiz olmalı. Saksınızın altı delikse, altından su çıkana kadar sulayabilirsiniz ama önemli olan bu noktada toprağınızın kuru olmasıdır. Yani bitkinizi kurudukça sulayabilirsiniz. Toprak saksılar suyu emer ve bu da kuruma hızını arttırır. Altı delik olmayan ve fazla suyu çekmeyen saksı seçimlerinizde bitkinizi sulama sıklığınızı azaltmanız gerekir.
Saksı bitkilerinde sulama yaparken sulama kabı kullanmak ve suyun dinlendirilmesinin bitkiler bakımından daha doğru olduğunu düşünenlerdenim. Yani sulama miktarımızın sabit olması ve çeşmeden aldığımız suyun direkt olarak bitkiye verilmemesi gerekiyor. Çünkü içinde bulunan klor miktarı bitkilerimizi oldukça kötü etkiliyor. Birkaç saat dahi olsa suyun dinlendirilmesi gerekiyor.
Hemen hemen bitkilerin büyük bir çoğunluğu güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bol güneş ışığı alan bitkilerin toprakları daha hızlı kurur bu da sulama sıklığını ve su miktarını arttırabilir. Yani sonuç itibari ile her bitkinin sulama alışkanlığını bu detaylara dikkat ederek oluşturmak bitkinizle daha uzun ve sağlıklı vakit geçirebilmenizi sağlar. Risk almak istemezseniz eğer altı delik toprak saksılarda yanlış yapma ihtimaliniz daha düşüktür.
SEHER YILMAZ
Sevgilerimle
Astroloji ve kokular, kişisel gelişimin anahtarlarıdır. Hikaye, Eski Mezopotamya, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerinde astroloji ve bitkisel tedavilerin kullanılmasıyla başlıyor. Orta Çağ Avrupa'sında astroloji, genellikle tıp pratiğiyle iç içe geçmiş, şifacıların gezegenlerin ve yıldızların sağlık üzerindeki etkilerini anlamak için bitkisel özleri ve yağları kullanmaları oldukça yaygınmış. Örneğin, astrolojik etkileri dengelemek amacıyla belirli bitkisel yağların ve özlerin kullanılması söz konusuymuş.
Astrolojide bilindiği üzere sekiz gezegen vardır: Plüton, Mars, Venüs, Merkür, Ay, Güneş, Jüpiter ve Satürn.
Zodyağın ilk burcu olan Koç, Mars tarafından yönetilir ve harekete geçiren, teşvik eden, savaşçı ve cesaretli yapısıyla öne çıkar. Paçuli, bu dinamik ve odunsu kokusuyla Mars gezegenini çok iyi tanımlar. Bu güçlü kombinasyon aynı zamanda değişim ve dönüşüm ile ilgilidir; çünkü paçuli yeniden doğuşu simgeler. Mars enerjisini çalıştırmak, size para ve aşk getirebilir; çünkü Mars, işimizdeki ve hayatımızdaki eril enerjileri de anlatır.
Bir sonraki burç, konforuna düşkün Boğalar’dır ve Venüs tarafından yönetilirler. Venüs, astrolojide aşk, uyum, denge, romantizm ve güzellik ile ilişkilidir. Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Aromaterapide bu özellikleri sağlayan yağ, itırdır. Itır, cilt, güzellik ve bakım ürünlerinde yaygın bir şekilde kullanılır ve huzur verici, romantik, dengeli ve hoş bir koku olarak bilinir. Venüs ve itır arasındaki bağlantı, her ikisinin de dişil enerjiyi yansımasıdır.
Zodyağın en çok iletişim kuran ve en pratik zekalı burcu İkizler, Merkür tarafından yönetilir. Merkür, iletişim, düşünce süreçleri, öğrenme ve zihinsel aktivite ile ilgilidir. Nane uçucu yağının aromaterapide zihinsel netlik ve enerji artışı için kullanıldığını biliyor muydunuz? Nane, sağladığı zihinsel netlik sayesinde Merkür’ün hızlı ve etkili ifade yönüne mükemmel bir destekleyici olabilir. Yaratıcı projelerde nane yağı ile yapılan aromaterapi uygulamaları, düşünce süreçlerini canlandırabilir.
Yengeç burçları, haritalarımızda annelik ve kadın figürlerini temsil eden Ay gezegeni tarafından yönetilir. Yengeç burcunu en iyi tanımlayan koku ylang ylang’dır. Ay, duygusal dünyamızı ve bilinçaltımızı simgeler; ylang ylang ise rahatlatıcı, besleyici ve afrodizyak etkisiyle Ay’ın özelliklerini taşır. Ayın evrelerinde meditasyon ile kullanıldığında, ruhsal huzur sağlar.
Aslan burcu, parlama, yükselme ve liderliği temsil eder; bu enerjiyi Güneş gezegeni yönetir. Güneş, yaşam enerjisi demektir ve portakal uçucu yağı da bu enerjiyi çok iyi yansıtır. Bu kombinasyon, neşe, yaratıcı ifade ve kendini ifade etme arzusunu güçlendirir.
Başak burçları, Merkür tarafından yönetildikleri için nane uçucu yağı ve limon uçucu yağının özelliklerinden faydalanabilirler. Nane ve limon, zihni açar ve ferahlama sağlar.
Terazi burçları ise estetik özellikleriyle öne çıkar ve Venüs tarafından yönetilir. Venüs-ıtır kombinasyonu, Terazi burçlarının doğasını destekler.
Akrep burcu, Plüton tarafından yönetilir ve gizemli bir doğası vardır. Plüton, geçiş yaptığı her yeri dönüştürür ve karanfil uçucu yağı, Plüton’un dönüştürücü özelliğini en iyi tanımlar. Karanfil, bitkisel şifa dünyasında sevgi, tutku ve ruhsal denge ile ilişkilendirilir.
Yay burcu, iyimser ve enerjik yapısıyla Jüpiter tarafından yönetilir. Tarçın uçucu yağı, canlandırıcı ve sıcak etkisiyle bu burcun özelliklerini taşır. Tarçın, zihni açar ve başarı için olumlu bir zemin hazırlar.
Oğlak burcu, disiplinli ve çalışkan yapısıyla Satürn tarafından yönetilir. Biberiye, bu kombinasyonu destekleyerek verimliliği artırabilir.
Son olarak, Kova burcu, yenilikçi ve devrimci yapısıyla Uranüs tarafından yönetilir. Okaliptus uçucu yağı, Uranüs’ün yenilikçi ve canlandırıcı doğasını temsil eder.
Zodyağın son burcu Balık, sezgisel ve yaratıcı yapısıyla Neptün tarafından yönetilir. Lavanta, yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle Neptün ile ayrılmaz bir ikilidir.
Özetle, uçucu yağları gezegenlerle birleştirdiğimizde hayatımızın birçok alanında kolaylık ve değişim getirebiliriz. Şans, bolluk, bereket, sağlık, aşk ve paranın aktif edilmesi gereken enerjiler olduğunu unutmamalıyız. Uçucu yağlar, bu enerjileri çalıştırmamıza yardımcı olur. Yıldızların ve bitkilerin sunduğu şifalardan hayat yolculuğunuzda yararlanmanız dileğiyle.
Son yıllarda aromaterapi ve doğal yaşam alanlarında duyduğumuz bir konu var: bitkilerin ruhu ve zekası. Bu konuda çok değerli bir kitap var: Stefano Mancuso’nun "Bitki Zekası". Bu kitap, bitkilerin aslında düşündüğümüzden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. Bitkiler, doğada yaşamlarını sürdürürken çevrelerine, iklimlerine ve diğer canlılara nasıl uyum sağladıklarını belirleyebilir. Mancuso'nun bakış açısına göre, bitkiler sadece sabırlı varlıklar değil, aynı zamanda zekaya ve duygulara sahip canlılar. Bitkiler, bizler gibi çevreleriyle iletişim kurar, hayatta kalmak için zekalarını kullanırlar. Ancak, bu zekâ bizim alışık olduğumuz gibi bir beyinle değil, kökleriyle, yapraklarıyla, hatta mikroorganizmalarla bir ağ kurarak işler. Mancuso, bitkilerin birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarına dair bilimsel örnekler veriyor. Bu iletişim, hem fizyolojik hem de kimyasal olarak gerçekleşir. Örneğin, bazı bitkiler, diğerlerine zarar verebilecek böcekleri uzaklaştırmak için kimyasal sinyaller gönderirler. Aromaterapi ürünleri üreticisi olarak bitkilerin bu ruhani ve zekâ temelli yönlerine daha fazla ilgi duymamız oldukça anlamlı. Bitkiler, sundukları faydalarla doğrudan sağlığımızı etkilerken, bilinçaltımıza da dokunurlar. Uçucu yağların, bitkisel özlerin sağlığa faydalarının yanı sıra, bitkilerin enerji alanları da bizi etkiler. Aromaterapi uygulamaları, bitkilerin doğal zekâsını vurgulayan bir uygulama alanıdır. Özellikle bitkilerden elde edilen uçucu yağlar, duygusal ve fiziksel dengeyi sağlama noktasında büyük rol oynar. Bitkilerin bu iyileştirici etkileri, Mancuso’nun bitkilerin zekâsına dair söylediklerini doğrular niteliktedir. Örneğin, lavanta, sakinleştirici özelliğiyle bilinirken, okaliptüs nefes açıcı etkileriyle ünlüdür. Bitkilerin zekâsı, aynı zamanda insan ruhunu dengelemeye de yardımcı olur. Bu bitkiler, doğal yollarla fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratır. Aromaterapi, bu zekâyı anlamak ve doğayla uyum içinde bir yaşam sürdürmek adına büyük bir fırsat sunar. Birçok kültür, bitkileri sadece fiziksel varlıklar olarak değil, aynı zamanda ruhani varlıklar olarak da görür. Bu bakış açısı, bitkilerin insanlara ve diğer canlılara karşı bir tür bilgelik ve huzur sunduğunu kabul eder. Aromaterapi dünyasında, bitkilerin bu ruhani boyutu, kullanıcılarına yalnızca fiziksel rahatlık sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ruhsal dengeyi de geliştirir. Mancuso’nun kitabı, bitkiler ile kurduğumuz ilişkinin önemini vurguluyor. Bitkiler, çevremizdeki tüm varlıklar gibi, yaşamla bağlantılıdır. Onların da tıpkı bizim gibi bir zekâları vardır ve çevrelerine duyarlı bir şekilde hareket ederler. Aromaterapi ürünleri kullanarak, bu zekâyı yaşamımıza dahil edebiliriz. Aromatik bitkiler, doğanın ruhunu içlerinde taşır ve bizlere sundukları faydalı etkilerle sadece bedensel değil, aynı zamanda ruhsal bir iyileşme sağlar. "Bitki Zekası" kitabı, bitkilerin zekâsına dair farkındalığımızı artıran önemli bir kaynak olmuştur. Bu kitaptan aldığımız ilhamla, bitkilerin sadece yaşam alanımıza estetik katmakla kalmadığını, aynı zamanda çevremizdeki her şeyi etkileme gücüne sahip olduklarını fark ediyoruz. Aromaterapi ürünleri, bu bilinçle kullanıldığında, sağlığımıza katkı sağlamaktan çok daha fazlasını yapar. Doğanın bilgeliğini ve ruhunu içinde barındıran bu bitkiler, bize daha huzurlu ve dengeli bir yaşam sunar. Aromaterapiyi hayatımıza dahil ederken, bitkilerin bu içsel zekâsını daha derinden hissedebilir ve onlarla daha uyumlu bir yaşam sürdürebiliriz.
Evimizin en çok atık çıkan ve plastik barındıran yerlerinden biri de mutfak. Sen de atıksız yaşama mutfağında yapabileceğin değişikliklerle başlamak istiyorsan senin için hazırladığım 5 kolay ipucunu takip edebilirsin.
1. Yeşil süngerler
Hepimizin mutfağının baş köşesinde duran o yeşil sarı süngerlerin hammaddesinin plastik olduğunu biliyor muydun? Ve üzerinde çokça bakteri taşıdığını? Ne yazık ki kullanımı pratik olsa da sıkça değiştirmek gerektirdiğinden hem çok fazla atık çıkarıyor hem de doğada çözünmüyor.
Ama hiç merak etme, doğa dostu bir alternatifi var: Kabak lifi. Kabak lifi aslında bir bitki, kuruyup dilimlenince de çok amaçlı bir temizleme aracına dönüşüyor. İster vücudunu ister lavabolarını istersen de bulaşıklarını onunla temizleyebilirsin. Ayrıca ahşap saplı ve bitkisel kıllarıyla bulaşık fırçaları da hem şık görünümlü hem de yine oldukça pratik bir alternatif.
2. Buzdolabı poşetleri
Buzdolabı poşetleri de ne yazık ki pek doğa dostu değil. Onun yerine silikon gıda saklama çantaları, cam saklama kapları veya balmumu kumaşlar kullanabilirsin.
Minik bir tip: Eğer kavanozları, üzerinde bir parmak boşluk bırakacak şekilde doldurursan buzlukta gayet sağlam bir şekilde saklayabilirsin.
3.Streç film ve alüminyum folyo
Alüminyum folyolar geri dönüşüm sistemine girebilir ama streç filmler giremez. Kullan at olan bu ürünler yerine silikon kapaklar, balmumu kumaşlar, kumaş boneler tercih edebilirsin.
4.Sallama çaylar
Zararsız gibi görünse de kesesi, ipi, ipin ucundaki kâğıdı, paketi ve kutusuyla sallama çaylar (ve de demlik poşetler) da doğa dostu değil. Ayrıca çayın içinde bulunduğu kesede de plastik var, ne yazık ki. Bunun yerine güvenilir bir aktardan kendi çayını alıp metal çay demleme apartları veya french press ile afiyetle çayını demleyebilirsin.
5.Diğer plastikler
Ne yazık ki hepimizin evinde ya eskiden kalma ya da oradan buradan gelme plastik saklama kutular var. Ama daha ekolojik bir yaşam geçiş yapıyoruz diye hepsini atmak çok büyük bir hata olur, sonuçta amacımız atıklarımızı azaltmak, değil mi? Elindekilerin kullanım amacını değiştirebilir veya ihtiyacı olan birine verebilirsin. Yenisine ihtiyaç duyduğun zamanda cam saklama kaplarını tercih edebilirsin.
Nil Ormanlı Balpınar
Urbaneco Ekibi