2020 itibariyle hayatınızda daha fazla evden çalışma, online-zoom toplantıları, video görüşmeler, dijital eğitim gibi kavramlar konuşulmaya başladı. Online platformlar erişim için inanılmaz bir araç olabilir - özellikle şu anda, çoğu insan evden çalışırken. Ancak, bu teknolojiyi sıklıkla kullanmaya bağlı olarak istemeden yorgun ve hüsrana uğramış hissedebilirsiniz.
Online toplantılarınızı daha iyi yönetebilmek ve ruhsal olarak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak birkaç önerimiz var size,
Bitkilerin sağlıklı gelişiminde saksıların önemi çok büyüktür. Saksılar bitkilerin yuvasıdır. İç mekanda kendi yeşil dünyamızı yaratmaya yardımcı bir aksesuardır. Saksının yapısal özelliği bitkinin gelişimi için çok önemli yer tutmaktadır.
Son yıllarda iç mekan bitki yetiştiriciliği Covid-19 hastalığının da etkisiyle popüler bir hal aldı. Çeşitli türlere evlerinde yer vermek isteyen bitki yetiştiricileri bu alanda daha donanımlı olmak adına çeşitli eğitim ve araştırmalara yönelmeye başladı.
Bitki bakımında belli bir bilgiye sahip olduktan sonra daha detaylı düşünmeye başlarsınız. Türlerin farklı isteklerini karşılamak istersiniz. Onların dilini çözdükçe daha bakımlı bitkilere sahip olursunuz. İşte bu süreçte doğru saksı seçimiyle de bitkilerinize uygun yuvalar yaratırsınız.
Peki bitkiler için plastik saksı mı yoksa toprak saksı mı kullanmalıyım?
En sık merak edilen konulardan biridir.
Toprak saksı doğa dostudur. Bitkiler toprak saksıda daha mutlu ve sağlıklı gelişim gösterir. Fakat toprak saksı dış mekan bitkileri için daha uygundur. Fakat toprak saksılarınızın iç ve dış yüzeyleri cilalı ya da sırlı olmamalıdır. Eğer içi sırlı saksı kullanırsanız toprağın kuruması uzun sürer. İçi sırlı ya da cilalı saksı suyu uzun sürede emer. Bu nedenle eski usul toprak saksı kullanmanızı öneririz. Toprak saksılar dış mekanda kullanıldığında havaların sıcak olduğu dönemlerde su kaybettiği için çevreye nem salar. Bu nedenle havanın sıcak olduğu günlerde toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin mutlaka toprak nemini kontrol edip ona göre daha sık sulama yapmanız gerekir.
Kış döneminde ise dış mekanda toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin köklerini soğuklardan korumuş olursunuz. Toprak saksı bitki köklerini çok sıcak ya da tam tersi çok soğuk havalardan korur.
Toprak saksınızın mutlaka tabanında hava delikleri bulunmalıdır. Sulama yaptıkça suyun dip toprakta birikip bitki köklerini çürütmemesi adına delikli saksı kullanımı önemlidir. Dip toprakta su birikmesi sonucu zamanla bu bölgede oluşan bakteriler kökleri tehdit edecek hal alır.
Toprak saksının iç mekanda kullanımı sizlerin sağlığını olumsuz etkileyecek durumlarla karşılaşmanıza neden olabilir. İç mekan bitki bakımında kullanılan toprak saksıların dış yüzeyinde oluşan mantar tabakası ya da yosun oluşumu alerji hastalığı olanlar için olumsuzluklar doğurabilir.
Plastik saksılar işte tamda bu noktada iç mekan bitkileri için daha sık kullanılmaya başlamıştır. Yine plastik saksı kullanımının fazla olmasının nedenleri toprak saksıya göre ucuz olması, farklı boyutlarına ulaşmanın kolay olması, kırılma olasılığının düşük olması ve toprak saksılara göre daha fazla hava deliğine sahip olması gibi avantajları söz konusudur. Plastik saksıların dezavantajı da fazladır. Plastikler havanın sıcak olduğu dönemde çok ısındığı için bitki köklerine zarar verebilir. Yine soğuk havalarda da köklerin üşümesine neden olabilir. Plastik saksılarda mutlaka hava delikli olmalıdır. Çok ince plastik saksılar tercih edilmemelidir. Suyu yüzeyde uzun süre tuttuğu için mutlaka her sulama öncesinde toprak nemi kontrol edilmelidir.
Naz Irmak Saf
Urbaneco Ekibi
Urban Aromatherapy yağlarında kullandığımız üç bitkinin bakımını evlerimizde rahatlıkla sağlamak mümkün.
Lavanta, karanfil ve gül bakımı için neler yapmanız gerekiyor gelin hep birlikte göz atalım.
LAVANTA BAKIMI
Evinizde saksıda lavanta bakımı yapabileceğinizi biliyor musunuz? Eğer lavanta bakımı için belli koşulları tam olarak sağlayabilirseniz harika bir sonuç elde edebilirsiniz. Bunun için en önemli noktaların başında verimli bir toprak, ideal bir saksı ve kaliteli bir tohuma ihtiyacınız olacak.
Lavanta, güneşi çok sevdiği için güneşli bir ortamda bakımı sağlanmalıdır. Mart-Mayıs ayları arasında havanın ısınmaya başladığından emin olduğunuz zaman aralığında dikimini gerçekleştirebilirsiniz. Eğer tohum bulunduğu koşulları severse lavantanız çiçeklerini haziran veya temmuz aylarında açmış olacaktır.
Lavanta çok fazla suya ihtiyaç duymaz. Sadece toprakla buluştuğunda ilk suyunu vermek çok önemlidir. Toprağının nemli olması ve ayrıca asit dengesi bitkinin gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Yine toprağın mineral yönünden zengin olmasıda önemlidir.
Saksıda lavanta bakımı için saksı boyutunu büyük seçmek gerekir. Çünkü kökleri uzun olduğu için derin olmayan saksıda iyi gelişim gösteremeyecektir. Yine mutlaka saksının tabanında birden fazla hava deliği olmasına dikkat edilmelidir.
Tohumların sağlıklı gelişebilmesi için saksıda çıkan yabani otlar mutlaka temizlenmelidir. Kökleri ve yaprakları geniş olan lavanta, ekim sırasında çevresinde biraz boşluk ister. Tohumları ise en az 3 cm derine yerleştirmelisiniz.
Ev içerisinde güneşin bol olduğu, aydınlık bir ortamda bakım sağlanmalıdır. Çok nemli toprak sevmediği için belli periyotlarla sulama yapabilirsiniz.Haftada iki defa bir kahve fincanı kadar su verebilirsiniz. Yılda 1 defa olacak şekilde ya ilkbaharda ya da sonbaharda saksı ve toprağı yenileyebilirsiniz.
Aralık ayı sonları veya mart başında lavantanın tepesinde kalan yaprakları keserek daha gür çiçeklerin oluşmasını sağlayabilirsiniz. Böylelikle tüm oksijen köklere kadar inecektir ve bitki daha sağlıklı gelişmeye devam edecektir.
KARANFİL BAKIMI
Akdeniz bölgesinde yaşayan ılıman ve sıcak iklim seven bir bitkidir. 80’den fazla cinsi olduğu bilinen karanfile ait 2000 kadar alt türe sahiptir.
Karanfil tohumunu nisan ayında 3-4 cm aralıklarla dikmeniz gerekir. Filizlenme başladıktan hemen sonra başka bir saksıya aktarılmalıdır.
Karanfil, kireçli toprakları çok sever. Toprağın humus miktarı arttırılırsa daha sağlıklı gelişir. Toprağının nemli olmasını ister. Gölge yerleri çok sever. Gün içinde yarı güneş alabileceği yerlerde de yaşamaya devam eder. Dış mekan bakımında daha sağlıklı gelişim gösterir. Hava delikli ve drenajı iyi bir saksıda bakılması bitki kök sağlığı için önemlidir.
Karanfil için yine ortamın sıcaklığı çok önemlidir. Bitkinin gelişiminde önemli rol oynamaktadır.
Karanfilin çiçekleri solmaya başladığında mutlaka bir makas yardımıyla kuruyan çiçekler temizlenmelidir.
GÜL BAKIMI
Gül bakımını evde yapmak istiyorsanız derin ve geniş bir saksı tercih etmelisiniz. Ayrıca drenajı iyi olan toprak ve alt tabanı birden fazka hava deliğine sahip bir saksı kullanmalısınız. Saksı değişimi yaz döneminde iki yılda bir olmalıdır.
Gül yetiştirmek için toprağın killi ve gübreli olması gerekir. Toprağını ilkbahar ya da sonbaharda değiştirebilirsiniz.
Gül bitkisi hava akımından, farklı cisme temastan, aşırı sıcak-soğuk ortamlardan hemen etkilenir. Bu tür ortamlarda bakılmamalıdır. Korunaklı bir yere konumlandırılmalıdır.
Gül, tomurcuk verdiği dönemlerde güneşten gün içinde 5-6 saat faydalanması gerekir. Böylece tomurcuklar sağlıklı bir şekilde çiçeklerini açmış olacaktır.
Gülün hemen yanında çıkan yabani otlar düzenli olarak temizlenmelidir. Temizlenmezse bitki gelişimini etkileyen bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz
Gül bakımında düzenli olarak yılda bir defa vitamin takviyesi yapmak bitkinin bağışıklığını kuvvetlendirecektir.
Naz Irmak Saf
UrbanEco Ekibi
Yazının başlığı size garip gelmesin, yıllardır kime sorsam (kendim dahil) parfüm denilince ilk akla gelen şehir Grasse-Fransa. Sizce hangisi? Dünya parfüm üretiminin de %60'ından fazlası bu memlekette gerçekleşiyor desem peki. Vay canına! dediniz değil mi? Şahsım ve kendi adıma ben de öyle düşünüyordum taa ki Vedat Ozan'ın Kültürler kitabına başlayana kadar. Bu aralar parfüm ve kokunun geçmişi ilgimi çekiyor ve kendimi koku kitaplarına adadım. Kokunun tarihçesinin de Fransızlara değil İtalyanlara uzanan bir hikaye olduğunu öğrenince de sizinle paylaşmak istedim. Gelin size Vedat Bey'in kaleme aldığı satırları özetleyeyim.
Fransa'yı hoş kokuyla tanıştıran İtalyan asıllı, Floransalı bir kraliçe olan Catherine de Medicis ve onun karanlık parfümcüsü Renato Bianco aslında. Hikayeyi uzun uzun anlatmayacağım, fırsatınız olursa muhakkak okuyun, kitap su gibi akıyor. Neyse gelelim konumuza. Kraliçe Caterina 1500'lerde, güçler savaşının arasında kalmış bir genç kız iken, amcası tarafından evlendirilmek üzere İtalya'nın mis kokulu şehirlerinden Paris-Fransa'nın leş gibi kokan sokaklarına gönderiliyor. Bu arada unutmadan Caterina-Renato'nun ilişkisinden de bahsetmek istiyorum. Caterina ellerini beğenmeyen ve günümüzde "opera eldiveni" diye bilinen eldivenlerden sürekli takan bir hanımefendi ve Renato'da deri kokusunu bastırmak için hoş kokulu eldivenler üreterek Caterina'nın gardrobunun vazgeçilmezi olan bir parfümcü. Bu arada Caterina evlendiğinde resmi parfümcüsü olarak Renato'yu da yanında götürüyor.
Renato Bianco, inanılmaz hırslı ve ticarete de hayli kafası çalışan biri olsa gerek ki Caterina'ya koku hazırlamanın dışında Paris'te açtığı dükkanında da çok sayıda ürün satmaya başlıyor ve ünü artıyor.
Peki neden Grasse parfümün başkenti? Kraliçe Caterina ve Renato Grasse'ye bir ziyaret gerçekleştiriyor. Provence bölgesinin doğal güzelliklerine hayran kalıp burada bir yağ damıtma atölyesi kurulması talimatı veriyor ve koku formülleri burada geliştiriierek ilerliyor. Biraz hap bilgi gibi oldu ama gerçekten kitabın hikayesini kopyala yapıştır yapmayı içime sindiremedim. Muhakkak okumanızı tavsiye ediyorum.
Bu hikayede beni en çok etkileyen konulardan biri de farklı dil, din, mezhep ve ırklardaki insanların evlilikleriyle kültür geçişlerini mümkün kılması ve hatta yeniden evrilmesini sağlaması. Koku da İtalya'da başlayıp Fransa'da gelişmiş aslında. Kim bilir İtalya'ya da hangi simyacı bu alışkanlığı kazandırmış belkide Arap yarımadasına uzanan bir öğretisi var onunda. Zamanında vücudunu yıkamayı bile gereksiz bulan bir kültürün buna günümüzde bu kadar sahip çıkıyor olması da dikkat çekici.
Günümüz parfüm endüstrisi sırtını sentetik kokulara yaslamış olsa da aromaterapi ile tanıştıktan sonra hayatımdan ilk çıkardığım ürünlerden biri de sentetik içeren parfümlerim oldu. Güzel koktuğumuzu düşünüp kendimizi iyi hissetmeye çalışırken alerjileri tetikleyen, kanserojen etkisi ve hormonlarımızın çalışma düzenini negatif etkileyen etkileri göz ardı etmemeliyiz. Parfüm konusu hem temizlik ürünlerinde, deterjanlarda hem de kozmetik ürünlerimizin içinde de yer alıyor. Malesef temizliğin kokusu yoktur, kozmetiklerde de parfüme ihtiyacımız yoktur. Uçucu yağlarla kendimize hazırlayabileceğimiz şifalı rollon larla kendinize minik parfümler hazırlayabilirsiniz. Üstelik en sevdiğiniz uçucu yağlar ile. Sahi, sizin en sevdiğiniz kokular neler? Benim favori üçlüm Bergamot, Lavanta ve Günlük.
Astroloji ve kokular, kişisel gelişimin anahtarlarıdır. Hikaye, Eski Mezopotamya, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerinde astroloji ve bitkisel tedavilerin kullanılmasıyla başlıyor. Orta Çağ Avrupa'sında astroloji, genellikle tıp pratiğiyle iç içe geçmiş, şifacıların gezegenlerin ve yıldızların sağlık üzerindeki etkilerini anlamak için bitkisel özleri ve yağları kullanmaları oldukça yaygınmış. Örneğin, astrolojik etkileri dengelemek amacıyla belirli bitkisel yağların ve özlerin kullanılması söz konusuymuş.
Astrolojide bilindiği üzere sekiz gezegen vardır: Plüton, Mars, Venüs, Merkür, Ay, Güneş, Jüpiter ve Satürn.
Zodyağın ilk burcu olan Koç, Mars tarafından yönetilir ve harekete geçiren, teşvik eden, savaşçı ve cesaretli yapısıyla öne çıkar. Paçuli, bu dinamik ve odunsu kokusuyla Mars gezegenini çok iyi tanımlar. Bu güçlü kombinasyon aynı zamanda değişim ve dönüşüm ile ilgilidir; çünkü paçuli yeniden doğuşu simgeler. Mars enerjisini çalıştırmak, size para ve aşk getirebilir; çünkü Mars, işimizdeki ve hayatımızdaki eril enerjileri de anlatır.
Bir sonraki burç, konforuna düşkün Boğalar’dır ve Venüs tarafından yönetilirler. Venüs, astrolojide aşk, uyum, denge, romantizm ve güzellik ile ilişkilidir. Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Aromaterapide bu özellikleri sağlayan yağ, itırdır. Itır, cilt, güzellik ve bakım ürünlerinde yaygın bir şekilde kullanılır ve huzur verici, romantik, dengeli ve hoş bir koku olarak bilinir. Venüs ve itır arasındaki bağlantı, her ikisinin de dişil enerjiyi yansımasıdır.
Zodyağın en çok iletişim kuran ve en pratik zekalı burcu İkizler, Merkür tarafından yönetilir. Merkür, iletişim, düşünce süreçleri, öğrenme ve zihinsel aktivite ile ilgilidir. Nane uçucu yağının aromaterapide zihinsel netlik ve enerji artışı için kullanıldığını biliyor muydunuz? Nane, sağladığı zihinsel netlik sayesinde Merkür’ün hızlı ve etkili ifade yönüne mükemmel bir destekleyici olabilir. Yaratıcı projelerde nane yağı ile yapılan aromaterapi uygulamaları, düşünce süreçlerini canlandırabilir.
Yengeç burçları, haritalarımızda annelik ve kadın figürlerini temsil eden Ay gezegeni tarafından yönetilir. Yengeç burcunu en iyi tanımlayan koku ylang ylang’dır. Ay, duygusal dünyamızı ve bilinçaltımızı simgeler; ylang ylang ise rahatlatıcı, besleyici ve afrodizyak etkisiyle Ay’ın özelliklerini taşır. Ayın evrelerinde meditasyon ile kullanıldığında, ruhsal huzur sağlar.
Aslan burcu, parlama, yükselme ve liderliği temsil eder; bu enerjiyi Güneş gezegeni yönetir. Güneş, yaşam enerjisi demektir ve portakal uçucu yağı da bu enerjiyi çok iyi yansıtır. Bu kombinasyon, neşe, yaratıcı ifade ve kendini ifade etme arzusunu güçlendirir.
Başak burçları, Merkür tarafından yönetildikleri için nane uçucu yağı ve limon uçucu yağının özelliklerinden faydalanabilirler. Nane ve limon, zihni açar ve ferahlama sağlar.
Terazi burçları ise estetik özellikleriyle öne çıkar ve Venüs tarafından yönetilir. Venüs-ıtır kombinasyonu, Terazi burçlarının doğasını destekler.
Akrep burcu, Plüton tarafından yönetilir ve gizemli bir doğası vardır. Plüton, geçiş yaptığı her yeri dönüştürür ve karanfil uçucu yağı, Plüton’un dönüştürücü özelliğini en iyi tanımlar. Karanfil, bitkisel şifa dünyasında sevgi, tutku ve ruhsal denge ile ilişkilendirilir.
Yay burcu, iyimser ve enerjik yapısıyla Jüpiter tarafından yönetilir. Tarçın uçucu yağı, canlandırıcı ve sıcak etkisiyle bu burcun özelliklerini taşır. Tarçın, zihni açar ve başarı için olumlu bir zemin hazırlar.
Oğlak burcu, disiplinli ve çalışkan yapısıyla Satürn tarafından yönetilir. Biberiye, bu kombinasyonu destekleyerek verimliliği artırabilir.
Son olarak, Kova burcu, yenilikçi ve devrimci yapısıyla Uranüs tarafından yönetilir. Okaliptus uçucu yağı, Uranüs’ün yenilikçi ve canlandırıcı doğasını temsil eder.
Zodyağın son burcu Balık, sezgisel ve yaratıcı yapısıyla Neptün tarafından yönetilir. Lavanta, yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle Neptün ile ayrılmaz bir ikilidir.
Özetle, uçucu yağları gezegenlerle birleştirdiğimizde hayatımızın birçok alanında kolaylık ve değişim getirebiliriz. Şans, bolluk, bereket, sağlık, aşk ve paranın aktif edilmesi gereken enerjiler olduğunu unutmamalıyız. Uçucu yağlar, bu enerjileri çalıştırmamıza yardımcı olur. Yıldızların ve bitkilerin sunduğu şifalardan hayat yolculuğunuzda yararlanmanız dileğiyle.
Artık hepimiz, plastik kullanımını bırakmanın, atıkları azatlmanın, doğaya saygılı ürünler kullanmanın, su ve elektrik kullanımına dikkat etmenin, bitki temelli beslenmenin ne kadar önemli olduğunu her yerde duyuyor veya okuyoruz. İyi ama neden bu kadar önemli?
İşte bu sorunun cevabını yeterince iyi kavramazsak, bir temel oluşturmazsak yapacağımız değişiklikler ne yazık ki hevesten öteye gidemez.
Artık haberlerde, sosyal medyada, programlarda şu kelimeleri duymaya aşinayız: iklim krizi, iklim değişikliği, küresel ısınma.
Gelin, önce bunlar ne anlama geliyor, ona bakalım.
İklim değişikliği iklim özelliklerinin uzun bir süre içerisinde değişmesine denir.
Küresel ısınma ise, tüm dünyadaki ısı derecelerindeki uzun süreli artıştır.
Karbondioksit, metan, diazot monoksit ve su buharı gibi atmosferde doğal olarak bulunan gazlara sera gazları ismi verilir. Bu gazlar ısıyı tutarak yüzey sıcaklığının yüksek olmasını sağlar. Buna da sera etkisi denir. Onlar olmasaydı sıcaklık -18 derece olurdu, yani bu gazlar gezegeni yaşanabilir kılar. Şu anki ortalama sıcaklığımız ise 16 derece.
Normal ısınma şu şekilde gerçekleşir: Güneş’ten gelen enerji atmosferden geçer ve yeryüzüne ulaşır. Yerküre bu ışınlar emer ve ısı uzaya doğru yayılır. Güneş’ten Dünya’ya gelen enerji ile Dünya’nın uzaya yaydığı enerji aynı miktardadır. Fakat sera gazları bir battaniye gibi bu gazların uzaya geri yayılmasına engel olur ve onları tutar. Biz, insanlar olarak, daha fazla sera gazı ürettikçe, bu battaniye gitgide daha fazla kalınlaşır. Uzaya geri gitmesi gereken enerji yerkürede hapsolur, sıcaklık da işte bu sebeple yükselir.
İklim aslında doğası gereği değişkendir. 5-6 bin sene önce Sahra Çölü’nde göl olduğunu, Vikinglerin ortaçağda Grönland’a yerleşip tarım yaptığını biliyoruz.
Periyodik atmosfer-okyanus etkileşimleri, El Nino dönemleri, okyanus akıntıları, bitki sayılarındaki değişiklikler, Güneş-Dünya-Jüpiter arasındaki etkileşim, kıta hareketleri, Güneş’in verdiği enerji, volkanik patlamaları… Bunlar iklimi doğal olarak etkileyen ve değiştirebilen faktörlerdir.
Fakat ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada bu değişimin sebebi, biziz.
Sanayi Devrimi öncesi döneme (1750) baktığımızda atmosferdeki karbon miktarı 280 ppm idi. Şu anda ise (24 Şubat 2021) bu oranın 416,30 ppm olduğunu görüyoruz. Son 800.000 senenin herhangi bir zaman dilimindeki orandan çok çok daha yüksek.
İnsanlık olarak fosil yakıt yakarak veya çimento üreterek atmosfere her yıl ortalama 7,8 milyar ton karbon ekliyoruz. Tarım ve hayvancılık için ormanları kesip tarla açarak ise 1,1 milyar ton… Bunun hepsi tabii ki atmosfer tarafından emilmiyor; 2,3 milyar tonu denizler, 2,6 milyar tonu bitkiler tarafından emiliyor. Ayrıca kayaların da her yıl 300 milyon ton karbon emme potansiyeli var. Fakat salınan karbon ile emilen karbon arasındaki fark ne yazık ki kapanmıyor. Atmosferdeki karbon miktarı her yıl 4 milyar ton artıyor.
2020 yılı, Avrupa Birliği Kopernik İklim Değişikliği Servisi raporuyla (2016 yılıyla birlikte) küresel anlamda en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. Ekstrem hava sıcaklıkları, yangınlar, seller, kasırgalar tüm dünyada etkisi acımasızca gösteriyor ve biz bu şekilde yaşamaya devam ettikçe sıcaklıklar artmayı, iklim krizi kendini daha da yakından göstermeyi sürdürecek.
Belki biraz daha önce olsa, elimizden geleni yapalım derdim; gezegeni bu hale getiren biziz, o yüzden artık elimizden gelenin katbekat fazlasını yapmamızın zamanı geldi de geçiyor.
Nil Ormanlı Balpınar
Urbaneco Ekibi