Benim için yıllardır bulunduğum mekanların enerjisi çok önemli olmuştur. Her girdiğim mekanda ışığa dikkat ederim; mekana giren ışığın bana hissettirdiği aydınlığı ve ferahlığı önemserim. Çoğumuz duymuşuzdur eterik bedenimizin enerjisi; auramız gibi ama etki altında kaldığımız enerjilerin hayatımızı ne derece etkilediğini genelde ikinci plana atarız. Bu sadece mekanlar için değil kullandığımız eşyalarla da ilgili aslında.
Bahar, değişimin ve yenilenmenin habercisi gibidir her zaman..Oldukça zorlayıcı bir dönemden geçtik ve etkileri üzerimizde “yeni normallerle” hayatımızı akışında sürdürmeye devam ediyoruz. Birikmiş negatif enerjilerin bilinçaltımızda temizliğini yaparken aynı zamanda evlerimizin de içinde birikenleri ayıklama zamanı gelmedi mi sizce de?
Nereden başlasam diyenler için her bahar geçişinde evimde uyguladığım ritüelleri sizlerle paylaşmak istiyorum, umarım yardımcı olur.
İlk adım; istediğiniz bir odayla veya banyoyla başlayın..Bu yazıyı bir seri olarak paylaşacağım için ilk başladığım odayı bu yazıda anlatmak istiyorum sizlere: Kıyafet Odası.
Kapıdan bakıyorum içeriye. Ne hissediyorum? Sıkışmışlık veya gereksiz yük hissi mi doğuyor içime yoksa ferahlık ve rahatlık mı? Kullanmadığım eşyaları kenara alıyorum hızlıca..Eskiyen kumaşlar, yırtılan tişörtler, kopan düğmeler ne varsa ayıklıyorum tek tek.. Sezonsal kıyafetleri kuru temizleme için ayırıyorum (kabanlar, montlar vs). Tüm dolabı indirip başlıyorum temizlemeye, kıyı köşe..
Peki ne ile?
İkinci adım; sirkeli ve limon uçucu yağlı su ile silme, yerleştirme ve aralara sedir topları – tabi ki Sedir uçucu yağı ile.. Doğal naftalin gibi rahatlıkla kullanabildiğim sedir toplarıma sedir uçucu yağından döküyorum yerleştirmeden önce. Bu arada dolapların uç kısımlarına küçük keçeler kesip yapıştırmıştım daha önceden, kesinlikle tavsiye ederim. Keçeler iyi bir uçucu yağ tutucudur. Onlara da aynı şekilde sedir ve biraz da limon uçucu yağ damlatıyorum. Hem odanın kokusu ferahlıyor hem de güve etkisini azaltmış oluyorum.
Üçüncü adım; Onarılabilecekler için bir torba hazırlıyorum ve terziye gidecek şekilde planlıyorum. Bana daha fazla hizmet etmeyeceğini düşündüğüm kıyafetlerimi verebileceğim yerleri belirliyorum sonrasında ve onlarda doğru bir torbaya. Bazı kıyafetlerimi de ikinci el olarak satmak için ayırıyorum, bu uygulamayı yıllar öncesinde kullanmaya başlamıştım ve bu da iyi bir opsiyon elimizdekileri değerlendirmek adına. Bazı kıyafetlerimiz ise ne verilebilecek ne de satılabilecek durumda oluyor (örneğin tek kalmış çorap vs gibi) bu durumda da sizlere bazı mağazaların giysi kumbaralarını takip etmenizi öneririm. Parçaların ne olduğuna bakmaksızın geri dönüşüm amacıyla bu kumbaralarda çok iyi seçenek.
Ardından odayı temizliyorum ve mis gibi bir dal adaçayı ile niyetlerimi içimden geçirerek tütsülüyorum. Sadeleşerek ferahlayalı ve eşya yerine deneyime daha çok kaynak ve zaman ayırdığımı farkedeli 5 sene oldu, iyi ki de oldu..Peki ya siz? Hangi odayla başlıyorsunuz bahar temizliğine?
Tütsü yakma ritüelleri, tarih boyunca farklı kültürlerde arınma, şifa ve ruhsal bağlantıyı güçlendirmek için kullanılmıştır. Günümüzde de evde veya meditasyon alanlarında yapılan tütsü yakma pratikleri, mekânın enerjisini temizlemek, zihni dinginleştirmek ve spiritüel çalışmaları desteklemek amacıyla tercih edilmektedir. Ancak tütsü yakarken kullanılan malzemeler, ritüelin etkisini büyük ölçüde belirler. Doğal bir yanma süreci için Hindistan cevizi kömürü, kimyasal içermeyen ve uzun süre yanan yapısıyla en iyi seçeneklerden biridir. Tütsüyü destekleyen bir diğer unsur ise kullanılan çanaktır. Bakır tütsü çanağı, yalnızca estetik bir obje değil, aynı zamanda enerjiyi ileten ve dengeleyen bir element olarak ritüelin gücünü artıran önemli bir araçtır.
Hindistan cevizi kömürü, tütsü yakımında sıkça tercih edilen doğal bir alternatiftir. Diğer kömür çeşitlerine kıyasla daha temiz yanar, dumanı hafiftir ve yanma süresi uzundur. Kullanımı oldukça basittir: Kömürü bir cımbız yardımıyla tutarak ateşe veya bir çakmağa yaklaştırın ve kenarlarının kor halinde kızarmasını bekleyin. Yeterince ısındığında, bakır tütsü çanağınıza yerleştirin ve üzerine tütsü karışımınızı serpin. Aromatik reçineler, kurutulmuş bitkiler ve doğal yağlar ekleyerek kişisel enerjinize uygun bir tütsü karışımı oluşturabilirsiniz. Örneğin, zihinsel netlik için üzerlik tohumu ve adaçayı, ruhsal bağlantı için günlük reçineleri, pozitif enerji için lavanta ve biberiye tercih edilebilir.
Bakır, eski uygarlıklardan bu yana kutsal kabul edilen ve enerjiyi ilettiğine inanılan bir elementtir. Antik Mısır, Hint ve Çin tıbbında, bakırın bedeni ve ruhu dengelediği düşünülmüş, hatta suyu arındırmak için kullanılmıştır. Tütsü ritüellerinde bakır çanağın tercih edilme sebebi, yüksek ısıya dayanıklı olması ve tütsünün enerjisini güçlendirmesidir. Bakır, ateşin enerjisini doğal olarak destekleyerek tütsülerin daha verimli yanmasını sağlar. Aynı zamanda içindeki tütsü karışımlarının frekansını yükselttiğine inanılır. Bu nedenle, tütsü yakarken bakır bir çanak kullanmak, ritüelin etkisini artırmanın yanı sıra, geleneksel bir bağ kurmanıza da yardımcı olur.
Kendi tütsü ritüelinizi oluştururken doğadan gelen malzemeleri seçmek, enerjinizi arındırmanın en doğal yoludur. Hindistan cevizi kömürüyle yakılan tütsüler, kimyasal içermediği için sağlığınıza zarar vermez ve doğal bir duman sunar. Bakır tütsü çanağıyla birlikte bu süreci daha anlamlı hale getirebilir, ritüelinizi eski geleneklere uygun şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Arınmak, yenilenmek ve enerjinizi yükseltmek için tütsü ritüelinizi bir meditasyon pratiğiyle destekleyebilir, her seans sonunda bir niyet belirleyerek tütsünüzü bilinçli bir şekilde kullanabilirsiniz. Unutmayın, tütsü yakmak sadece bir koku deneyimi değil, ruhsal bir yolculuğun kapısını aralayan güçlü bir ritüeldir.
Atıksız yaşam, isminin aksine yalnızca atıklarımıza odaklanan bir kavram değil, daha çok boyutlu, dünyaya, doğaya ve insanlara etkimizi kapsıyor. Zulümsüz kozmetikten organik beslenmeye, etik ve adil üretimden gönüllü yavaşlık ve sadeliğe bir çok kavramı bünyesinde barındıran bir çerçeve diyebiliriz. Bütün bu hassasiyetleri göstererek hayatımızın her alanında atıksız yaşama doğru adımlar atmak mümkün. Kişisel bakımımızın ve temizliğimizin merkezi banyolar ise pek çok farklı ürün ihtiyacı doğurduğu için atıksız yaşama geçişte en öne çıkan alanlardan biri. Ne şanslıyız ki artık banyolarımızı atıksız hale getirmek için birbirinden faydalı bir çok ürüne ulaşma imkanımız var. Gelin banyolarımızda 5 ana adımda nasıl atıksız hale gelebiliriz, buna bakalım:
1.Katı bakım ürünleri tercih ederek ambalaj atıklarının önüne geçebilirsiniz.
Kastil ve Arap sabunu gibi doğal olarak jel ve sıvı formda olan sabunlar haricinde çoğu sıvı kişisel temizlik ürünü aslında katı hammaddelerin sulandırılması ve içine (iyi ya da kötü) koruyucu katılmasıyla elde edilir. Sıvı haldeki bir ürün genelde nakliye ve saklamada daha kolay, ucuz ve güvenli olsun diye plastik ambalaja koyulur. Burada tabi güvenlikten kastım üretici açısından, camın kırılmaması gibi, ürünün zayi olmaması gibi önlemlerdir. Tabi işin sonunda biz tüketiciler içindekiler kısmından çok bir şey anlayamadığımız, bitince ambalajını ne yapacağımızı bilemediğimiz bir noktada tıkanır kalırız. Halbuki katı kişisel temizlik ürünlerini tercih etmek hem içeriği daha anlaşılır kılar, hem de bizi ambalaj atığı derdinden kurtarır. Tabi sularımıza daha az kimyasal bırakacağımız için su ayak izimiz de küçülmüş olur. Nedir bu katı ürünler derseniz, sabunlar, şampuanlar, saç kremleri, nemlendiriciler, hatta deodorantların bile katı formda olanları var diyebilirim sizlere. Şimdi size cildinize, saçınıza en iyi gelen seçeneği belirlemek kalıyor.
2.Kozmetikte doğal ürünleri tercih ederek hem kendinize hem de doğaya zarar vermeden kişisel bakımınızı sürdürebilirsiniz.
Tabi ki her kozmetik ürününün, doğası gereği, katısı bulunamayabiliyor. İşte böyle durumlarda bize düşen doğaya zarar vermeden kişisel bakımımıza devam edebilmek. Peki, nasıl yapacağız bunu? Tabi ki doğanın şifasından, bitkilerin özlerinden faydalanarak. Doğa her sorunumuza mutlaka bir çözümle geliyor ve bu çözümler fitoterapi ve aromaterapi vesilesiyle bizlere ulaşıyor. Doğal sabit ve uçucu yağlardan ve bitki sularından faydalanarak bitkilerin özlerinde şifa bulabiliyoruz. Yalnızca bitkiler mi peki? Tabi ki değil, mesela balmumu ve ham bal gibi malzemelerle kişisel bakımımızı zenginleştirebilir, cildimize ihtiyacı olan çözümleri doğal yollardan sunabiliriz. Renkli kozmetikte de yine doğal yağlar ve renk verici maddelerden faydalanabiliriz.
3.Vücut fırçaları, doğal iplerden yapılan lifler, kabak lifi ve doğal keselerle kendinizi şımartırken doğayı da koruyabilirsiniz.
Temel kozmetiğin yanında cildimizi temizlerken kendimizi şımartadabiliriz. Örneğin sabahları lenf sistemimizi uyandırmak ve selülit görünümünü azaltmak için at kılı vücut fırçalarını, banyomuzda pamuklu/yünlü iplerden örülmüş banyo lifleri ya da kabak lifini, ölü derilerimizi atmak için bambu ya da ketenden yapılmış keseleri kullanabiliriz. Yüzümüze yapacağımız maskelerde kağıt maske tutucular yerine ham kumaş alternatiflerinden faydalanabiliriz. Doğal hammadelerden yapılmış bu bakım ürünleri kendimizle iyi vakit geçirirken doğaya zarar vermemizi engeller. Atıksız yaşam katı ve tüketim düşmanı bir yaşam değil, aksine ihtiyaçlarımızı ve masum isteklerimizi doğaya zarar vermeden karşılamayı sağlayan bir yaşam biçimidir. Dolayısıyla doğayla uyumlu ürünler tercih ettiğimizde ekolojik ayak izimizi azaltarak bakımımızı sağlayabilir.
4.Tek kullanımlık eşyaların yerlerine yeniden kullanılabilir malzemeleri tercih edebilirsiniz.
Banyoda ne yazık ki üstüne çok fazla düşünmediğimiz, evden çıkardığımızda dert olmaktan çıktığını sandığımız çok fazla tek kullanımlık ürün var. Burada en sık kullanılan, dolayısıyla en çok atık çıkaran ürünleri derlemeye çalıştım. Epilasyon için eğer kullan-at jiletleri tercih ediyorsanız, elinizdekiler bittiğinde yerlerine 'safety razor' diye bilinen, yalnızca jileti değişerek ömür boyu kullanılabilen jilet makinelerini tercih edebilirsiniz. Ya da lazer epilasyon ile bu çabadan uzun erimde kurtulabilirsiniz.
Adet dönemlerinizde plastik hammaddeli, ağartılmış ve geri dönüşemeyen, doğada 550 yıldan uzun süre duran hijyenik pedler yerine adet kabı ya da yıkanabilir pedleri tercih edebilirsiniz. Adet olan tipik bir insanın hayatı boyunca 12 bin ped atığına sebep olduğunu düşünürsek, plastik pedlerden vazgeçmek çevre için büyük bir adım olacaktır.
Banyolarda sık sık kullanılan bir diğer kullan-at ürün ise kulak pamukları ya da diğer adıyla pamuklu çubuklar. Pamuklu çubukların çubuk kısmı genelde plastik olur, kimse pamuğunu ayrıştırmakla uğraşmayacağı için bütün halinde çöpe gider. Halbuki kağıt ya da ahşap çubuklu olanları kullanıldıktan sonra kompost edilebilirler. Böylece doğal bir hammadde olan pamuğıun da gereksiz yere sonu şehir çöplüklerinde bitmemiş olur.
Eğer sık makyaj yapan biriyseniz makyaj temizleme konusu sizin için önemli olacaktır. Makyajınızı temizlerken temizleme mendillerinin ya da temizleme sularının döküldüğü ve kimyasalla buluştuğu için kompost edilemeyecek pamuk pedler yerine yıkanabilir yüz temizleme pedlerinden faydalanabilirsiniz. Pek çok alternatifi bulunan bu minik yardımcılar yumuşak dokularıyla cildinizi yıpratmadan nazikçe temizleyecektir. Elinizi yıkarken sabunla köpürtüp durulayarak bir kenara asmanız ya da çamaşırlarınızın yanında makinaya atmanız ise temizlenmesi için yeterli olacaktır.
Yüzünüzü yıkayıp temizledikten sonra kağıt havluya mı kuruluyorsunuz? Öyleyse size kötü bir haberim var. O kağıt havlular çok kısa selüloz bağlarına sahip oldukları için ne yazık ki geri dönüştürülemiyorlar. Bu nedenle onlar da şehir çöplüklerine giden doğal malzemelerden. Ama kağıt havlular yerine kağıt havlu boyutunda ince kumaşlar ya da pofuduk havlulardan yardım alabilirsiniz. Eğer bol miktarda elinizin altına depolarsanız sabah akşam ayrı bir kumaşla yüzünüzü kurulayabilir, çamaşır yıkayacağınız zaman bu minik yardımcıları da birlikte yıkayabilirsiniz. Üstelik bu yeniden yıkanabilir kumaşlar, temizleme pedleri ve hijyenik pedler sanılanın aksine fazladan su harcanmasına sebep olmadan, uslu uslu diğer çamaşırlarınızın yanında yıkanabilirler.
5.Banyo tekstilinde ve aksesuarlarında pamuklu ve bambu kumaşlar, cam ve ahşap gibi hammaddeler tercih edebilirsiniz.
Tek kullanımlık malzemeleri çok kullanımlıklarla değiştirdik, ambalaj atıklarının çaresine baktık, kozmetiğimizi ise doğal hammaddelerden karşıladık. Ama banyoda hala konuşmadığımız bir nokta var. O da banyo tekstili ve aksesuarları. Bu ürünler doğal olmadıklarında insanlara doğrudan zarar vermezler, ancak doğaya ciddi zararları dokunur. Polyester yapıdaki havlu ve paspas gibi banyo tekstil ürünleri yıkanırken suya 5mm'den küçük mikroplastikler bırakırlar, bu mikroplastikler sular aracılığıyla beslenmemizin bir parçası olan sucul canlılara ulaşır, ver ardından bize döner. Diş fırçalık, sabunluk gibi banyo aksesuarları ise doğal değil de plastik hammaddeden üretildiğinde arkasında çok büyük karbon ayak izi bırakır. Bunların yerine ahşap ve cam gibi doğal ürünler seçmeniz hem karbon ayak izinizi düşürecektir, hem de dekorasyon olarak içinizi ısıtan doğal bir banyo deneyimlemenizi sağlayacaktır.
Gördüğünüz gibi atması çok kolay 5 adımla daha atıksız bir banyoya kavuşmanız mümkün. Öte yandan hatırlatmak isterim ki, şu an dolabınızda olan ürün en ekolojik üründür. Lütfen önce elinizdekileri bitene kadar kullanın, daha sonra ihtiyaç doğdukça ekolojik ve atıksız tercihlerle alışverişinizi yapın. işte böylece gerçekten atıksız bir banyoya sahip olabilirsiniz.
Ceren Özcan Tatar
Urbaneco Ekibi
Bitkilerin sağlıklı gelişiminde saksıların önemi çok büyüktür. Saksılar bitkilerin yuvasıdır. İç mekanda kendi yeşil dünyamızı yaratmaya yardımcı bir aksesuardır. Saksının yapısal özelliği bitkinin gelişimi için çok önemli yer tutmaktadır.
Son yıllarda iç mekan bitki yetiştiriciliği Covid-19 hastalığının da etkisiyle popüler bir hal aldı. Çeşitli türlere evlerinde yer vermek isteyen bitki yetiştiricileri bu alanda daha donanımlı olmak adına çeşitli eğitim ve araştırmalara yönelmeye başladı.
Bitki bakımında belli bir bilgiye sahip olduktan sonra daha detaylı düşünmeye başlarsınız. Türlerin farklı isteklerini karşılamak istersiniz. Onların dilini çözdükçe daha bakımlı bitkilere sahip olursunuz. İşte bu süreçte doğru saksı seçimiyle de bitkilerinize uygun yuvalar yaratırsınız.
Peki bitkiler için plastik saksı mı yoksa toprak saksı mı kullanmalıyım?
En sık merak edilen konulardan biridir.
Toprak saksı doğa dostudur. Bitkiler toprak saksıda daha mutlu ve sağlıklı gelişim gösterir. Fakat toprak saksı dış mekan bitkileri için daha uygundur. Fakat toprak saksılarınızın iç ve dış yüzeyleri cilalı ya da sırlı olmamalıdır. Eğer içi sırlı saksı kullanırsanız toprağın kuruması uzun sürer. İçi sırlı ya da cilalı saksı suyu uzun sürede emer. Bu nedenle eski usul toprak saksı kullanmanızı öneririz. Toprak saksılar dış mekanda kullanıldığında havaların sıcak olduğu dönemlerde su kaybettiği için çevreye nem salar. Bu nedenle havanın sıcak olduğu günlerde toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin mutlaka toprak nemini kontrol edip ona göre daha sık sulama yapmanız gerekir.
Kış döneminde ise dış mekanda toprak saksıda bakım sağladığınız bitkilerinizin köklerini soğuklardan korumuş olursunuz. Toprak saksı bitki köklerini çok sıcak ya da tam tersi çok soğuk havalardan korur.
Toprak saksınızın mutlaka tabanında hava delikleri bulunmalıdır. Sulama yaptıkça suyun dip toprakta birikip bitki köklerini çürütmemesi adına delikli saksı kullanımı önemlidir. Dip toprakta su birikmesi sonucu zamanla bu bölgede oluşan bakteriler kökleri tehdit edecek hal alır.
Toprak saksının iç mekanda kullanımı sizlerin sağlığını olumsuz etkileyecek durumlarla karşılaşmanıza neden olabilir. İç mekan bitki bakımında kullanılan toprak saksıların dış yüzeyinde oluşan mantar tabakası ya da yosun oluşumu alerji hastalığı olanlar için olumsuzluklar doğurabilir.
Plastik saksılar işte tamda bu noktada iç mekan bitkileri için daha sık kullanılmaya başlamıştır. Yine plastik saksı kullanımının fazla olmasının nedenleri toprak saksıya göre ucuz olması, farklı boyutlarına ulaşmanın kolay olması, kırılma olasılığının düşük olması ve toprak saksılara göre daha fazla hava deliğine sahip olması gibi avantajları söz konusudur. Plastik saksıların dezavantajı da fazladır. Plastikler havanın sıcak olduğu dönemde çok ısındığı için bitki köklerine zarar verebilir. Yine soğuk havalarda da köklerin üşümesine neden olabilir. Plastik saksılarda mutlaka hava delikli olmalıdır. Çok ince plastik saksılar tercih edilmemelidir. Suyu yüzeyde uzun süre tuttuğu için mutlaka her sulama öncesinde toprak nemi kontrol edilmelidir.
Naz Irmak Saf
Urbaneco Ekibi
Evimize aldığımız bitkileri sevmek için sayısız neden bulabiliriz. Bulunduğumuz ortamın havasını temizlemeleri ve stresi azaltmaları, dış mekân hissiyatını hayatımıza katmaları… Aklımıza ilk gelen olumlu etkileridir. Ancak bir diğer taraftan da tabiat anayla iç içe yaşamak için tasarlandıkları düşünülürse, bitkilerimize eğer iç alanda bakıyorsak, onlara iyi davranmaya özen göstermeliyiz. Bu iyi bakma kısmında ise en çok karıştırdığımız ve nasıl yapacağımızı bilemediğimiz konulardan biri de sulamak.
Bitkilerin beslenmesi için bir takım maddeleri havadan ve topraktan alabilmeleri gerekir. Bu beslenmenin en etkili elemanlarından biri de düzenli ve yeterli sulamadır. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, haftada bir bilmem kaçta bir gibi rivayetlere kanmayınız. Her bitki türünün ihtiyaçları farklı olabilirken bu ihtiyaçlar doğrultusunda sulama alışkanlıkları da şekilleniyor. Sulama mevsimlere göre değişken olmalıdır. Bitkilerin yaz aylarında duydukları su ihtiyacı ile kış aylarındaki su ihtiyacı bir olmuyor ne yazık ki. Bitkinin bulunduğu(yani yaşadığınız) iklim koşullarından, toprak seçimi ve evdeki konumu gibi durumlara göre sulama sıklığı da değişebiliyor. Sulama oldukça ciddi bir iştir. Bitkiniz fazla sulandığı zaman kök ve yapraklarında çürümeler meydana gelebilirken, yeteri kadar sulanmadığında ise dal ve yapraklar kuruyabileceği gibi köklerde de kırılmalar olabiliyor.
Dikkat etmemiz gereken unsurlardan bir diğeri de saksı seçimimiz olmalı. Saksınızın altı delikse, altından su çıkana kadar sulayabilirsiniz ama önemli olan bu noktada toprağınızın kuru olmasıdır. Yani bitkinizi kurudukça sulayabilirsiniz. Toprak saksılar suyu emer ve bu da kuruma hızını arttırır. Altı delik olmayan ve fazla suyu çekmeyen saksı seçimlerinizde bitkinizi sulama sıklığınızı azaltmanız gerekir.
Saksı bitkilerinde sulama yaparken sulama kabı kullanmak ve suyun dinlendirilmesinin bitkiler bakımından daha doğru olduğunu düşünenlerdenim. Yani sulama miktarımızın sabit olması ve çeşmeden aldığımız suyun direkt olarak bitkiye verilmemesi gerekiyor. Çünkü içinde bulunan klor miktarı bitkilerimizi oldukça kötü etkiliyor. Birkaç saat dahi olsa suyun dinlendirilmesi gerekiyor.
Hemen hemen bitkilerin büyük bir çoğunluğu güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bol güneş ışığı alan bitkilerin toprakları daha hızlı kurur bu da sulama sıklığını ve su miktarını arttırabilir. Yani sonuç itibari ile her bitkinin sulama alışkanlığını bu detaylara dikkat ederek oluşturmak bitkinizle daha uzun ve sağlıklı vakit geçirebilmenizi sağlar. Risk almak istemezseniz eğer altı delik toprak saksılarda yanlış yapma ihtimaliniz daha düşüktür.
SEHER YILMAZ
Sevgilerimle
Artık hepimiz, plastik kullanımını bırakmanın, atıkları azatlmanın, doğaya saygılı ürünler kullanmanın, su ve elektrik kullanımına dikkat etmenin, bitki temelli beslenmenin ne kadar önemli olduğunu her yerde duyuyor veya okuyoruz. İyi ama neden bu kadar önemli?
İşte bu sorunun cevabını yeterince iyi kavramazsak, bir temel oluşturmazsak yapacağımız değişiklikler ne yazık ki hevesten öteye gidemez.
Artık haberlerde, sosyal medyada, programlarda şu kelimeleri duymaya aşinayız: iklim krizi, iklim değişikliği, küresel ısınma.
Gelin, önce bunlar ne anlama geliyor, ona bakalım.
İklim değişikliği iklim özelliklerinin uzun bir süre içerisinde değişmesine denir.
Küresel ısınma ise, tüm dünyadaki ısı derecelerindeki uzun süreli artıştır.
Karbondioksit, metan, diazot monoksit ve su buharı gibi atmosferde doğal olarak bulunan gazlara sera gazları ismi verilir. Bu gazlar ısıyı tutarak yüzey sıcaklığının yüksek olmasını sağlar. Buna da sera etkisi denir. Onlar olmasaydı sıcaklık -18 derece olurdu, yani bu gazlar gezegeni yaşanabilir kılar. Şu anki ortalama sıcaklığımız ise 16 derece.
Normal ısınma şu şekilde gerçekleşir: Güneş’ten gelen enerji atmosferden geçer ve yeryüzüne ulaşır. Yerküre bu ışınlar emer ve ısı uzaya doğru yayılır. Güneş’ten Dünya’ya gelen enerji ile Dünya’nın uzaya yaydığı enerji aynı miktardadır. Fakat sera gazları bir battaniye gibi bu gazların uzaya geri yayılmasına engel olur ve onları tutar. Biz, insanlar olarak, daha fazla sera gazı ürettikçe, bu battaniye gitgide daha fazla kalınlaşır. Uzaya geri gitmesi gereken enerji yerkürede hapsolur, sıcaklık da işte bu sebeple yükselir.
İklim aslında doğası gereği değişkendir. 5-6 bin sene önce Sahra Çölü’nde göl olduğunu, Vikinglerin ortaçağda Grönland’a yerleşip tarım yaptığını biliyoruz.
Periyodik atmosfer-okyanus etkileşimleri, El Nino dönemleri, okyanus akıntıları, bitki sayılarındaki değişiklikler, Güneş-Dünya-Jüpiter arasındaki etkileşim, kıta hareketleri, Güneş’in verdiği enerji, volkanik patlamaları… Bunlar iklimi doğal olarak etkileyen ve değiştirebilen faktörlerdir.
Fakat ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada bu değişimin sebebi, biziz.
Sanayi Devrimi öncesi döneme (1750) baktığımızda atmosferdeki karbon miktarı 280 ppm idi. Şu anda ise (24 Şubat 2021) bu oranın 416,30 ppm olduğunu görüyoruz. Son 800.000 senenin herhangi bir zaman dilimindeki orandan çok çok daha yüksek.
İnsanlık olarak fosil yakıt yakarak veya çimento üreterek atmosfere her yıl ortalama 7,8 milyar ton karbon ekliyoruz. Tarım ve hayvancılık için ormanları kesip tarla açarak ise 1,1 milyar ton… Bunun hepsi tabii ki atmosfer tarafından emilmiyor; 2,3 milyar tonu denizler, 2,6 milyar tonu bitkiler tarafından emiliyor. Ayrıca kayaların da her yıl 300 milyon ton karbon emme potansiyeli var. Fakat salınan karbon ile emilen karbon arasındaki fark ne yazık ki kapanmıyor. Atmosferdeki karbon miktarı her yıl 4 milyar ton artıyor.
2020 yılı, Avrupa Birliği Kopernik İklim Değişikliği Servisi raporuyla (2016 yılıyla birlikte) küresel anlamda en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. Ekstrem hava sıcaklıkları, yangınlar, seller, kasırgalar tüm dünyada etkisi acımasızca gösteriyor ve biz bu şekilde yaşamaya devam ettikçe sıcaklıklar artmayı, iklim krizi kendini daha da yakından göstermeyi sürdürecek.
Belki biraz daha önce olsa, elimizden geleni yapalım derdim; gezegeni bu hale getiren biziz, o yüzden artık elimizden gelenin katbekat fazlasını yapmamızın zamanı geldi de geçiyor.
Nil Ormanlı Balpınar
Urbaneco Ekibi